16 Şubat 2011 Çarşamba

Hayvan-i İnsan

Dünyanın en haksız yere dayak yiyen adamı;





High dynamic photo ha başka bir amacı yoktur yanlış anlaşılmasın.
Bu arkadaşı da artık tanımıyorum yanlış anlaşılmasın.







6 Şubat 2011 Pazar

Soru: Gecenin 2s, ve hiç uykunuz yok. Odanızın bir tarafı kırmızı ve boş. Ne yapardınız?

Cevap: Tabiki yine fotoğraf çekinirsiniz. Ben yine öyle yaptım


http://muzik.kadinca.net/blues-brothers/minnie-the-moocher-25143.html

(fizy kapandığı için artık kadınca nette dolaşıyoruz malum.)

(Ama açılacak yarın birgün oda iyi)

Ee ne diyelim çok istediğimiz bir şeyden de hevesimiz kesilmesi de günün olaylarından artık.

30 Ocak 2011 Pazar

Biraz Gelir misiniz?

Arayan mıydım, aranılan mıydım? Ne ben anladım ne o. Dönüp duruyorum
   ey aşk. Durup dolaşıyorum. Arıyorum arıyorum. İçimdeki uzağı arıyorum
   ey aşk. Uzakta ki yakını, yakınımda ki aşkı.... İçimde ki içimi arıyorum
   ey aşk. İçimde aradığım yakın sensin. Aradığım sen. Sende ki beni, bendeki seni arıyorum. Ne bende ne sende, hem sende hem bende olanı arıyorum; bir teslimiyet, bir huzur, bir kabul ediş, bir kurban oluş, bir yok oluş. Evet arıyorum ey aşk. Aşkta yanış, aşkta dönüş, aşkta duyuş, aşkta hissediş, aşkta sönüş... İçimde bir yangın var ey aşk, gönlümde ateş, gözümde yaş, gönlüm yangın, gözüm nehir. Arıyorum ey aşk, içimdeki yangında ateşte yanmayan birini arıyorum.Ararken göz çağlayanının eteklerinde ıslanıyorum. Ne o yangın, ne de o gözyaşı temizliyor gönül evimi. "Saçma ey göz gönlümdeki otlara su." Bir bilsen ey aşk, ah bir bilsen. Şu varki ey aşk! Bir arınma bir temizlenme, bir saflaşmadır aradığım. Biliyorsun bana bir aşk gerek. Ne yangınlar var içimde ey aşk. Yakınlaştıracak bir yol, yaklaşacak yakına daha yakına ulaştıracak birini. Belki bir çıkış, belki bir yükseliş, belki bir umut, belki bir söyleyiş, belki bir iksir arıyorum. Dönüp dolaşıyorum ey aşk. Dolaşıp duruyorum. Koşup duruyorum ey aşk, koşup duruyorum. Bir serseriyim, belki bir harabi ama yinede arıyorum. Ellerimi salıverdim, orada burada dolaşıyorum. Sanki bir serseriyim. Fakat yüreğim içime açık, içimdeki semaya. Anka'yla hemdemim, halleşiyorum, dertleşiyorum. Süleymanca kurtla kuşla konuşuyorum. Seni arıyoryum ey aşk bir seni. Kurbanla yakınlaşan seni. Kurbanla yakınlaştıran seni. Sevgili ölü ruhları dirilten bir nefestir. Sevgili Halildir, sevgili İsadır. Sevgili kainatın övüncü, alemin rahmeti ve bereketi, Hakk'ın habibidir. Sevgili arıyorum ey aşk, seni...

5 Aralık 2010 Pazar

İnsanlar Konuşa Konuşa

Geçen servisi kaçırdım. Evet bildiğin kaçırdım, tam indim apartmandan hareketlenmiş yol almış bile,
koş koş duyan yok tabi. Ee napalım fazla yürüyüş yapmayayım dedim sabah sabah, hiç yürüyesim yok. Otobüs durağına doğru yol aldım. Bir tane köpeğin biri hop bir anda çıktı karşıma kahretsin pis pis bakıyor.
Sabah sabah bidaha koşmayalım deyip yolumu uzatmak pahasınada olsa sağdaki sokağa daldım. Hemencecik oracıkta bir pastahane vardı girdim, poaçaları da çok güzel kokuyor dayanamadım.
Aldım durağa doğru yürüyorum, kahretsin aynı köpek, bende de timsah kanımı var ne takip ediyor hayvan.
Poaçalara geliyordur belki ama vermem onları ben yicem.

Elimde de tripot var(malumunuz) diyorum saldırırsa indiririm bi tane.
Durağa geldim hala arkamda. Durakta oturacak yerde yok ayakta durmak isytemiyorum. Daldım durağın içine hop bikaç kişi kaçtı hemen. Dedim oh iyiymiş bea, geçtim oturdum hiç bişi yokmuş gibi.
İyice havaya girdim tabi.
Neyse otobüsümüz geldi, ayaklandım bende, tam bincem el kart arıyorum yok. Kahretsin yaf bu kadar olur lanet. Durakta oturduğum banka baktım ahah oraya düşmüş, indim hemen elkartı aldım yeniden otobüse binecektimki, şöför kapıyı kapattığıyla gitmezmi. Otobüsüde kaçırdık haydee...
 Yürü babam yürü. İyiki sabah yürümelim dedik. Tramvaya kadar yürü.
Neyseki tramvaya binebildim.
İndikde inmez olaydım. Yürü yürü ne bitmez yol. Okula yaklaştım neyseki, bir baktım bida köpek kahretsin bu kadar olur.
Yine neyseki kedi gördüyle onu kovalamaya başladı.
Kedicikte arabının altına girdiyle saklandı.

Neyse asıl anlatacağım konuya gelelim şimcik.
Aşağıda soldaki melis marangoz. Malumunuz lolumsu.
İşte tam oracıkta gerçekten, gözleriniz kamaştı değil mi.


Maceramız kitapçıda başladı. Kültürparkta sona erdi.
Böylede yazı mı olur kardeşim diyorsun ya.
Olur işte
Bal gibi.
Mmmmhhh.

Çokta egzazntirik oldu çokta mistikimsi oldu benim için, melis sayesinde tabiki.
Tanıyın o kızı ha, googleye yazınca çıkıyor gerçi.

Ben iyiki tanıdım, iyiki çünkü konyada nadiren kültür-sanat yapılabilecek kişilerden...

Çokda hoşbeş hadi bakalım.

Böylede yazımı bitirilir diyorsun ya.
Gene yaptım işte pişman değilim.
Hemde bu sefer kestane gibi.
Mmmmhhh...





17 Kasım 2010 Çarşamba

Çizerim ve de Çekerim demiştim ya hani ben


Elinizde  0.7 uçlu kalem ve sıkıltıdan patladığınız bir an.

Ehh işte Türkler Uzayda olsun bunun adıda...

Hayalgücümü çok zorladım bea

15 Kasım 2010 Pazartesi

Sahil Foto, sahil Foto

                                           http://fizy.com/#s/1lrq1i
Soru:
Gecenin bir vakti alel acele yolda arkadaşınızla giderken, boş otobüs durağının boş reklam panosunu görünce ne yaparsınız?

Cevap:
Tabiki fotoğraf çekinirsiniz ;)

Ben de öyle yaptım. Bilmem iyi ettim mi?

Ne diyelim, memleketimden insan manzaraları işte...

11 Kasım 2010 Perşembe

Yas

Dün sabah okulumuzda tören vardı. Saatlerce bekleşen öğrenciler olarak tıklım tıklım spor salonuna doluştuk.

Kapıdan sonra ki merdivenden ayak ayak çıkıyoruz. Tam tribünlerin olduğu yere gelirken, düdük ötmeye başladı. Nedir, ne değildir diyenler oldu. Birisi saatine bakarak,sireni erken çaldılar, saat tam dokuz dedi.
diğeri sizin saatiniz bozuk saat dokuzu iki geçiyor. Olsun 3 dk erken çalmaya ne hakları var..
Saygı duruşundayız. Spor salonunda herkes ayakta. Dışardanda klakson sesleri geliyor. Okulumuzun düdük sesi kesildi, bu kez yanımızda ki kız meslek lisesisinin düdüğü ötmeye başladı.

Türkiyede hiçbir saat birbirine uymadığından benim saatimle dokuzu on geçene kadar bu düdük sesleri sürdü.
Bu olay beni çok düşündürdü. Bu düdük sesleri Atatürke saygı mıdır, Atatürk'ün ölümüne yas seslerimidir? Eveeet Atatürk'ü yasalar zoruyla korumak durumuna düştüğümüz Türkiyede O'nun ölümüne sesli gösterilerle yas tutuyoruz.

Geri kalmışlığın acı gerçeği özentidir; özenti de ancak biçimde kalır, öze varamaz. Örneğin, geri kalmışın batılılaşması kafasının içinde değil, kafasının dışındaki şapkada kalır. Cumhuriyetten sonra bizde alafrangalığın
öncülük gösterisi çarliston olmuştu.
Düdük sesleri arasında saygı duruşundaki kalabalığa bakıp düşündüm... Bunların kaçta kaçı gerçekten Atatürkçüdür?

Atatürk "Durmayalım, düşeriz" demiş, biz durarak Ona saygı gösteriyoruz...

Atatürk saat dokuzu beş geçe ölmüştü, ya saat gece ikide, üçte ölmüş olsaydı, gece yarısı yine bu düdükler öttürülecek miydi? Bu sesli yas gösterisi bana çok ilkel geliyor, yanılıyor muyum?